BENZERSİZ BİR RUHA VE AŞKA SAHİP KAFKA’DAN: MİLENA’YA MEKTUPLAR

B

Seni bir daha hiç göremeyecek olsam bile bana aitsin[1].

            İlknur İgan’ın muhteşem çevirisi ile Koridor Yayıncılık tarafından bez ciltli olarak okuyucuya sunulan Milena’ya Mektuplar, Franz Kafka’nın Milena Jesenská ile mektuplaşmalarını konu edinir. Bir solukta bitirebileceğiniz; fakat bir solukta bitmemesi için mücadele edeceğiniz bir eser. Mektup veya günlük türünde olan eserleri okumak diğer türlerdeki eserleri okumaktan daha heyecan verici. Çünkü günlükte veya mektupta kendimizle veya yalnızca muhatabımızla karşı karşıyayız. Hislerimiz, düşüncelerimiz, beklentilerimiz tüm gerçekliği ile kâğıt üzerindedir.

Mektupları vasıtasıyla Kafka ve Milena’nın aşkına tanık olmanın verdiği his gerçekten tarifsiz. Yaşanılanların üzerinden seneler geçmiş olmasına rağmen ikili arasındaki mektuplaşmalarının hissettirdikleri; hislerin hiçbir koşulda ve hiçbir zaman diliminde değişmeyeceği ve ölmeyeceğidir. Hissedilen her duyguya hükmedilmez; bazı duygulara yalnızca boyun eğilir. Sanırım Kafka ve Milena da aşk karşısında biçare olmuşlardan.

Franz Kafka ve Milena Jesenska arasındaki ilişkiler Kafka’nın eserlerinin Milena tarafından Çekçe’ye çevrilmesi ile başlar. Günümüze kadar ulaşacak ebedi ve edebi aşkın tohumları Milena ve Kafka’nın Prag’da bulunan Arco Cafe’de bir araya gelmesi ile atılır.

Yazgının mükemmel planı sonsuz bir zaman diliminde dengine kavuşmayı bekleyen iki ruh olan Milena ve Kafka’yı bir araya getirir. Bütün büyük aşklar iki benzersiz ruhun imkansızlıklar diyarında karşılaşması ile başlamaz mı zaten? İmkansızlıklar diyarında kavuşmaya dair olasılıklar için mücadele eden Kafka ve Milena’nın kedere boyun eğmiş ruhlarının aşk karşısındaki dönüşümü aşkın dünya üzerindeki en gerçek ve etkili duygu olduğunu ispatlar niteliktedir.

Milena’ya duyduğu benzersiz aşk Franz Kafka’yı isminden, benliğinden bu dünyadaki varlığından kopararak yalnızca Milena’ya ait yalnızca Milena ile anlam kazanan bir varlığa dönüştürür. Artık ismimi bile yitiriyorum, kısaldıkça kısaldı, şimdi sadece: Senin[2]. Dünyadaki varlığını yok etmek ruhun ile birine ait olmak biri ile anlam kazanmak, bu yalnızca derin ve sonsuz bir aşk ile yapılabilir. Peki ya ait olmanın sahip olmakla bir ilgisi var mıdır? Birine ait olduğunuz zaman sahip olmak gibi bencilce bir duygunun öneminin kalmadığını anlıyorsunuz. Sanırım bu sebepten Kafka şöyle diyor: Seni bir daha hiç göremeyecek olsam bile bana aitsin. Birbirine denk olan ruhlar ve kalpler arasında mesafeler yoktur. Kavuşmaların yan yana gelerek olmadığını, kavuşmanın bin bir çeşidi olduğunu sadece âşık olduğunuz zaman idrak edebilirsiniz. O yüzden suretlerden, şekillerden, bedenlerden çok ruhları ve kalpleri görün, ruhlarınız ve kalplerinizle sevin.

Aşık bir ruhu öyle güzel cümlelerle ifade etmiş ki, anlatmaya çabaladığımız hislerin tercümanı olmuş Kafka: Yüreğimde sen varken her şeye katlanabilirim[3]. Ruh ve yürek yüke artık katlanamaz olunca yük hiç olmazsa biraz eşit dağılsın diye yarısını ciğer üstlenirmiş[4]. Aşk hem yeniden doğuşumuza sebep oluyor hem de defalarca ölmemize.

Aşka düşen insanların okuduğu zaman bu dünyada yalnız olmadıklarını hissettiren Milena’ya Mektuplar, aşktan bihaber olanlara da aşkın gerçekliğini ispatlar niteliktedir. Eğer hissettiklerinizin altına çizmek ve üzerine düşünmek istiyorsanız Milena’ya Mektuplar’ı mutlaka okumalısınız.


[1] Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar, Koridor Yayınları, İstanbul, 2020, s.79.

[2] Kafka, a.g.e., s.91.

[3] Kafka, a.g.e., s.163.

[4] Kafka, a.g.e., s.443.

Yazar Hakkında

Yorum Ekle

Ece Kesici

Website

Merhaba! Hello! Здравствуйте!

Instagram

Instagram has returned empty data. Please authorize your Instagram account in the plugin settings .