ÖZE DÖNMENİN ANAHTARI: İMTİHANLAR

Ö

“Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

-Kur’an-ı Kerim, Bakara, 216.

Her birimiz farklı ve kendine has bir imtihanın içerisinde mücadele halindeyiz. Her bir imtihan bizlere hayatın bambaşka çehrelerinin var olduğunu gösteriyor. Şu kısacık ömrümüzde birçok benzersiz duyguyla karşı karşıya kalıyoruz. Kimi duygular ile başa çıkabiliyorken kimi duyguların da altında kalıp eziliyoruz. İmtihanlar yalnızca üstesinden gelinmesi gereken meseleler değildir. İmtihanlar kendimize yönelik keşiflerin anahtarıdır. İrili ufaklı imtihanlar, gaflet uykusu ile kendinden geçmiş olan bizlere uyanışın, öze dönmenin anahtarıdır. İmtihanlar, sırat-ı müstakimden sapmış, kibir budalası haline gelmiş, geçici hayatın zevklerine aldanmış ve özünden kopmuş bizlere uyarı anahtarıdır.

Hayatlarımıza birer lütuf olarak sunulan imtihanlar, gırgır furyasıyla, gevezelikle, malayanilikle ve seviyesizlikle[1] çevrelenen dört bir yanımızdan sıyrılmanın anahtarıdır. Fakat bizler imtihanlarla sınanırken bu bilinç ile hareket edemiyoruz. İmtihanlar karşısında metanetli bir duruş sergileyemiyoruz. Olaylara ve kişilere yüklemiş olduğumuz o derin hislerden mütevellit ruhumuzun en ücra noktalarına kadar hayal kırıklığını hissediyoruz. Bizleri perişan bir hale sürükleyen, kalbimizi ve aklımızı allak bullak edip sarsan o imtihanın karşısında gardımız düşüyor. Yenilmez gibi gördüğümüz benliğimizin yenilişini izliyoruz, imtihanlar bizlere biçare insanlar olduğumuzu, fani dünyada ebedi işler yapmak için çırpınan zavallı insanlar olduğumuzu anımsatıyor.

Ruhlarımız bedenlerimizden çok uzak.

Uzak yaşıyoruz kendimize, hepimiz bir arayış içerisindeyiz; mutluluğu arıyoruz, huzuru arıyoruz, gücü arıyoruz, başarıyı arıyoruz, dünyaya ait ne varsa biz onu arıyoruz. Tüm bunları ararken kendimizi kaybediyoruz. Bizler arayış içerisinde olan kaybedenleriz. İnsan önce kendisine dönmeli, kendisini tanımalı, kendisini bulmalı. İnsan önce kendisini kabullenebilmeli. İnsan her şeyden önce kendisiyle olan kavgasına bir son vermeli ve ardından yola çıkmalı. Eğer bizler içsel dengemizi kuramazsak, kendimiz ile olan bağımızı sağlamlaştıramazsak aradığımız her ne ise ona ulaşmamız mümkün değil. İnsanın kendisiyle arası bozukken nasıl olur da başkasıyla-larıyla arası iyi olabilir? Yaratılmamızın bir anlamı olmalı, Yüce Yaratıcı’nın bizleri yaratmasının bir sebebi olmalı. Kendimizi kaybetmeden kendimizi bulmalı, yönelişin ve dönüşün yalnızca ve yalnızca O’na olduğunu idrak etmeyi sağlayacak şuur ile hareket etmeliyiz.

Bütün bir hayatımızı her an ölecekmiş düşüncesi üzerine kurmalıyız. Bir an durup düşündüğümüz takdirde mutlak gücün ve külli iradenin yalnızca O’na ait olduğunu hissedebiliriz. Mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibi’nin bizlere ikram etmiş olduğu cüz-i irade ile dünyada kendimizi yenilmez ve her şeye gücümüzün yetebileceğini sanıyoruz. Oysaki hiçbir şey üzerinde tam ve sınırsız bir yetkiye sahip değiliz. Ne acınası bir haldeyiz! Ruhumuza dönmeli, ruhumuzla yaşamalıyız.

Bedenlerimiz ruhlarımızın önüne geçmemeli.

Engellerin, hırsların, savaşımların, bin bir türlü yalanın, gel-gitlerin ve çetrefilli oyunların arasında kalıp incinen, kırılan ve günbegün yanıp tükenen, korku ve ümit arasında bir yerde olan vuslata vurgun, özüne hasret bir ruh… Ruh bir imtihanın içinde.


[1] Cahit Zarifoğlu, Ve giderek bütün gençleri saran bir gırgır furyası, bir gevezelik, malayanilik, bir seviyesizlik.

Yazar Hakkında

Yorum Ekle

Ece Kesici

Website

Merhaba! Hello! Здравствуйте!

Instagram

Instagram has returned empty data. Please authorize your Instagram account in the plugin settings .