Kişiliği Kimliği İnancı ve Dünya Görüşü ile Toplumda Yer Edinmeye Çabalayan Kadın

K

Çünkü hiçbir insan manzaramızı kapatmamalıdır.

Virginia Woolf

Erkeğin egemen olduğu toplumlarda kadının baskılanması ile meydana gelen sağlıksız bireyler, karmaşık ilişkiler ve parçalanmaya yüz tutmuş aile kavramı toplumun geleceğini menfi yönden etkilemektedir. Bilhassa toplumsal adalet mekanizmasında erkek faktörünün etkili olması geçmişten günümüze kadınları hak ve adalet için mücadeleye sevk etmektedir. Sosyal ve ekonomik alanlarda yaşanan cinsiyet eşitsizliği ve karşılaşılan haksızlıklar kadınları, hakları konusunda harekete geçirdi. Bu bağlamda da her alanda bağımsızlığı hedefleyen feminist hareketlerin oluşumuna giden süreç de başlamış oldu[1]. Unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek de şudur, kadınların ve kız çocuklarının haklarını savunmak herhangi bir ideolojiye mahsus değildir.

Toplumun kadına yönelik daha kuralcı ve baskıcı olması kadının bir birey olarak toplumda yer alma sürecini zorlaştırmaktadır. Bunca kaosun, çatışmanın ve başıbozukluğun ataerkil bir düzenin neticesi olmasına rağmen toplumun ataerkil düzen yerine kadına yönelik dayatmalara gitmesi mantıkla izah edilir bir durum değildir. Oysaki anaerkil veya ataerkil bir düzen yerine adaletin egemen olduğu bir sistem için gerekli çalışmalar yapılsa cinsiyet eşitsizliğinin de üstesinden kolaylıkla gelinebilir.

Her toplum yapısında kadına biçilen rol veya roller farklı olsa da her dönemde kadının aleyhine gelişen maladaptif uygulamalar söz konusudur. Bu bağlamda ilkellik veya geri kalmışlık dönemlerde değil insanların zihinlerindedir. Adaletsizliğin hüküm sürdüğü toplumsal sistem içerisinde istismara açık hale gelen kadınlar, birçok farklı haksızlıkla ve adaletsizlikle karşı karşıya kalmaktadır[2]. Toplumun farklı noktalarında bulunan kadın hem ev hayatında hem iş hayatında hem de sosyal hayatında birçok zorluğa göğüs germe mecburiyetinde bırakılmaktadır. Gündelik yaşamda meydana gelen zorluklar, sosyal ilişkilerde karşılaşılan zorbalıklar ve iş yaşamındaki adaletsizlikler kadını toplumda yalnız bırakmaktadır. Her düzen ve her görüş kendi usul ve kaidelerini toplumda kendi kişilik, kimlik, inanç ve dünya görüşü ile yer edinme doğrultusunda çabalayan kadına dayatmaya çalışmaktadır[3].      

Dünyanın birçok yerinde zorbalığa ve ayrımcılığa uğrayan kadının bir intihar ile yaşamına son vermesi veya bir cinayete kurban gitmesi kadının toplum nezdinde nerede olduğunu çok acı bir biçimde göstermektedir. Küresel sistem içerisindeki mizojinik* tutum kadınların ve kız çocuklarının ikinci sınıf bir vatandaş olarak görülmesine neden olmakta ve kadınları ve kız çocuklarını ötekileştirerek değersizleştirmektedir[4]. Kadın cinayetleri ne kadar ehemmiyet arz ediyorsa bir kadının intihar eşiğine gelmesi yahut intihar etmesi de ivedilikle çözülmesi gereken toplumsal bir hadisedir. Bilhassa sosyal medya ile şiddetin dozu ve çeşidi farklı bir hale gelerek bireylerin psikolojik sağlığı gitgide olumsuz bir seyir takip etmektedir.

Sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması gerekli aile planlamalarının yapılması, nitelikli eğitimin verilmesi, sosyal adaletsizliğin giderilmesi ve kadın istihdamı ile mümkündür. Toplumun kadına ve erkeğe yüklediği roller ise bireylerin sağlıklı bir hayat sürmelerinin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. Toplumun her bir kesiminde adaletin ışığını bekleyen kadınlar ve kız çocukları var, bir meta olarak görülen, konumlandırılan, hayata karşı sınırlandırılan ve ötekileştirilen kadınlar ve kız çocukları var, seslerini duyuramayan, toplumun sığ, ilkel erkek ve kadınları tarafından baskılanan, dışlanan kadınlar ve kız çocukları var, birçok maladaptif gelenek uğruna hayatlarından vazgeçmeye yeltenen kimi zamansa hayatlarından vazgeçirilen çaresiz kadınlar ve kız çocukları var…

Bir topluluk, bir düzen veya herhangi bir insan Yüce Yaratıcı’nın bizlere bahşetmiş olduğu özgürlüğün, adaletin ve canın önünde durmamalı, özgürlük adına adalet adına ve yaşama adına mücadele etmelidir.


[1] Gün Taş, Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri, Akademik Hassasiyetler, 3 (5), 2016, s.173.

[2] Robert B. Edgerton, Hasta Toplumlar, Buzdağı Yayınevi, Ankara, 2016, ss. 108-109.

[3] Fatma Odabaşı, Din Hizmetlerinde Çalışan Kadınların Sorunları, Gülay Akgül Yılmaz (Ed.), Çalışma Hayatında Kadın, Marmara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Merkezi, İstanbul, 2017, s.228.

*Kadın düşmanlığı anlamına gelen mizojini terimi Yunanca kökenlidir. ‘’Mizo’’ (Misien) Yunanca ‘’nefret veya düşmanlık’’, ‘’jinni’’ (Gunne) ise ‘’kadın’’ anlamına gelmektedir.

[4] Nikki Van Der Gaag, Feminizm, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2017, ss.12-13.

Yazar Hakkında

Yorum Ekle

Ece Kesici

Website

Merhaba! Hello! Здравствуйте!

Instagram

Instagram has returned empty data. Please authorize your Instagram account in the plugin settings .